editor@webeditoryal.com +90 530 823 2324

Ah Nerede O Eski Bayramlar (!)

bayramda çay

Bayram Klişeleri

Ramazan, bütün bereketiyle, bütün güzelliği ile bize veda ederken, ardından hummalı bir bayram hazırlığı gelip yerleşir. Ramazan bayramına bir hafta kala kimi evlerde henüz başlayan hazırlıklar, kimi evlerde çoktan başlamıştır. Küçüklere bayramlıklar, tepsi tepsi açılmış baklavalar, pastanelerden, şekerci dükkanlarından, pazarlardan ve ya marketlerin indirimli raflarından kutu kutu rengarenk çikolata ve şekerlemeler alınmış, kolonyalar, gül suları, lokumlar hazırlanmış.

Bir de hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bayram temizliği yapılmıştır. Bayram temizliği bu hazırlığın en büyük payını oluşturur. Öyle ki en az bir hafta önceden halılardan perdelere mutfaktaki kap kacaktan gardıroptaki kıyafetlere kadar her yer türlü deterjanlarla pür-i pak yapılır. Bu temizlik evin büyük küçük bütün dişilerini ilgilendirir. Hatta temizlik yapmak istemeyen küçük dişiler azarlanır ve yardım etmeye zorlanır.ramazan bayramı

Arife günü gelip çattığındaysa son rötuşlar yapılır. Apartman girişleri balkonlar yıkanır. bozuk paralar hazırlanır. Rengarenk ambalajlarıyla şekerler çikolatalar gümüş kristal şekerliklerde yerini alır. Annelerimizin önceden yıkayıp asmış olduğu perdelerin mis gibi kokusu her tarafı dip bucak silinmiş olan bayramdan bayrama girilen misafir odalarını doldurur. Aile bireylerinin akşamdan elbiseleri ütülenir. Çocuklar yıkanıp paklanır. Akşam gelip havanın kararması ile son kez iftar yapılır ve otuz sahurdan sonra nihayet deliksiz bir uyku çekilir.

Buraya kadar her şey siyah beyaz film lezzeti içinde babaannelerimizin daha genç göründüğü zamanlardan kalma güven veren sıcak bayram arifelerinden bir örnek. Ramazan, nazlı bir yar gibi mendilini sallayarak hüzünlü bir veda bırakırken, bayram bütün gümbürtüsü ile bütün neşesi ile ve bütün heyecanı ile gelip kurulur gönüllere.

Eziyet Halini Alan Âdetler

Yapılan tüm hazırlıklar güzel temennilerle, dualarla, halis niyetlerle yapılır.

Yapılır mı?  Ya da daha doğru bir ifade ile yapılıyor mu? Gerçekten tüm bu hazırlıklar halis niyetler ve temennilerle bu tos pembelikle, dolu dolu bir bayram heyecanı yaşayarak mı yapılıyor?

Maalesef buna vereceğim cevap pek olumlu olmayacak. Hepimizin malumudur ki 2017 Türkiye’sinde artık bu manzaralara şahit olamıyoruz. Şehir hayatının kasvetinden şehrin trafiğinden gürültüsünden bunalmış iş hayatının verdiği stresi atmak için bayramı fırsat bilen bayram tatilcilerinin dışında tüm bu hazırlıkları yapanlar var elbette; fakat dürüst olalım bu kişilerin, ailelerin birçoğunun yaptığı bayram hazırlığı kendilerini mecbur hissettikleri içindir. Hele hele evlerinde büyükleri olan geniş aileler için bu kesinlikle böyledir. Aslında sünnet olan sıla-i rahimi de hediyeleşmeyi de misafire ikram edin hadis-i şerifini de biz kendi ellerimizle eziyet haline getirdik.

Daha iyisini daha güzelini biz yapalım, bizim evimiz en güzel olsun, her şeyin en güzeli bizim olsun düşüncesi yakamızı bırakmıyor,  kemirgen bir mahluk gibi bütün hüsn-ü zanlarımızı kemirip bitiriyor. Aslında meselenin zihniyet meselesi olduğunu unutmayalım.nerede o eski bayramlar

Örneğin çok temiz olsun demiyoruz da çok temiz görünsün gelenler laf etmesin diyoruz. Hele hele akıllı telefon illetiyle bu gösteriş artık kaçınılmaz hale geldi. İnsanların yüz yüze yaptıkları gösteriş ve görgüsüzlük, şimdilerde akıllı telefonlar aracılığı ile maskeler takınmış ve sahte gülüşleri olan insan karelerini evlerden, sokaklardan, plajlardan, tatil köylerinden, bilmem kaç yıldızlı otellerin şatafatlı havuz başlarından alıyor ve bir dokunuşumuzla ellerimize sunuyor.

Evet tabi ki, nerde o eski bayramlar klişesini yapmayacağız. Eski bayramlar bırakalım da olduğu yerde eskide kalsın. Biz artık yeni bir yerde yeni bir zamandayız. Eskisi gibi sürüp gitmiş olsa, asıl o zaman yerimizde saymış oluruz; bir gelişme gösteremeyiz. Biz tabi ki önümüze bakmalıyız.

Fakat dini bir bayram kutluyoruz. Dolayısı ile bazı değerlerimize sahip çıkmalıyız diye düşünüyorum. Bir takım kurallara bağlı kalmak istiyorsak eskiye değil İslamiyet’e bağlı kalmalıyız. Bunun ayrımını yaptığımız gün jetonlarımızı törpülediğimiz gündür.

Bırakalım Allah aşkına o misafir odası kafalarını. Bırakalım bilmem kaç ekran televizyonları, avangart koltuk takımlarını, kruvaze perdeleri…

Artık misafire evimizin altın varaklı süsünü pahalı eşyaların lüksünü değil güler yüzümüzü gösterelim. Tebessüm sadakadır diyen Peygamberin (s.a.v.) misafirine ikramı ne olurmuş, evi nasılmış, nasıl yaşarmış ona bakalım.

Yaşamak için eşya alalım ve n’olur artık aldığımız eşyaları kirlenmesin, kırılmasın, çizilmesin diye hiç kullanmadan tozlandırıp senede iki defa sile sile canlarına okuyacağımıza ya da bu temizliği yaparken kendi canımıza okuyacağımıza o eşyaları kullanarak eskitelim.

Artık birileri evimize misafir olacak diye korkmayalım; misafirle muhabbet edelim ona öncelikle sıcak mı sıcak yürekten yeni kopmuş tazecik samimi bir kucaklaşma ikram edelim. Bir tatlı sohbetimiz olsun. Bakın bu anlayış içinde hepimiz göreceğiz ki aslında misafir korkulacak bir öcü değildir; anneler, büyük anneler, dedeler, amcalar, halalar, teyzeler, enişteler de insanmış onlarla da konuşulabiliyormuş.

Misafir ve Ev Sahibi İlişkisi

Evet iş hayatı bir çoğumuz gerçekten yorucu ve stresli oluyor. Bu herkesçe malum bir şeydir. Fakat yine de dinlenmek için bayramı, bilmem kaç yıldızlı otellerde geçirmek yerine; ailelerimizle geçirerek de dinlenebiliriz. Tabi başta belirttiğim babaanne usulü bayram hazırlığı eziyeti olmadan. Hem dini bir bayramı hakkını vererek sünneti seniyeye bağlı yaşamış oluruz hem de akrabalarımızdan komşularımızdan sıkılmadan çekinmeden onları evlerimizde ağırlamış bayramın güzelliğinden nasiplenmiş oluruz.

Tabi bu noktada değinmem gereken çok önemli bir şey var ki bu belki de tatlı bayram telaşını eziyet haline getiren yegâne şeydir. O da misafirin hoşnutsuzluğu ve bunu göstermesi ya da söylemesidir.

Umduğunu bulamayan misafirin bunu dile getirmesi kadar, kimlerin yanında konuştuğu da bir o kadar önemlidir. Ev sahibinin yanında söylemesi ya da ima etmesi farklı, arkasından konuşması çok daha farklı sıkıntılara sebep olur.

Hâl böyleyken, misafirin beğenmeme olasılığına karşı ya da rahatsız olma durumuna karşı, aman rahatsız olmasın, aman küsmesin düşüncesiyle ya da ikram edilen yiyecekleri ağzına bile sürmeyen misafir için beğenmediğini ya da iğrenmiş olabileceğini düşünerek endişelenen ev sahibi; daha önceden tecrübe etmiş olduğu bu durumları yaşamamak için ya da bunun stresine girmek istemediğinden ne bayram gelsin ister ne de ne misafir ağırlamak ister.

Bu onun için tam bir eziyet halini alır. Bu yüzden misafir olarak da üstümüze düşen görevler vardır. Aslında görevden ziyade ev sahibi için belirtilen samimiyetin, içtenliğin ve doğallığın misafir için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Tabi ki kusurlar olacaktır. Beşer şaşar demişler ama Mevlana’nın da dediği gibi kusurları kapatmakta gece gibi karanlık olmalıyız.

Diyeceğim o ki günümüzün teknolojisini, sahip olduğumuz maddi varlığı kullanalım. Gelişmiş kalkınmış bir ülkeysek şayet, imkanlarımız el veriyorsa, bu imkanları sonuna kadar kullanalım. Her şeyden önce kendimiz için yaşayalım. Yaşayalım… Paylaşalım… Paylaşırken ihtiyaç sahibi kardeşlerimizi göz önünde bulunduralım. Başkasına daha iyi görünme çabası içinde olmaktansa daha iyi olmak için bir çaba sarf edelim. Kendimizi zorlayacak derecede fazlasını yapmayalım. Aza kanat etmesini de bilelim. Bu güzel hasletleri kendimize eziyet haline getirmekten vazgeçelim. Her şeyden önce sevmeyi öğrenelim.

Sait Faik’in de dediği gibi bir insanı sevmekle başlar her şey. Her şeyin çok daha güzel, çok daha aydınlık olması dileklerimle…

Yazar: Esra Bağ

0 Comments

HIZLI İLETİŞİM

Bize bir mesaj gönderin; en kısa sürede cevaplayacağız.

Sending

©2014 - 2017 WebEditoryal

Log in

or

Forgot your details?