editor@webeditoryal.com

Beni Hayata Döndüren Roman

roman eleştirisi

Üniversiteyi bitirdikten sonra kitap okumaya devam edebilsem de çalıştığım soğuk mahkeme duvarları arasında yazma yeteneğimi kaybediyordum. Oysa o koridorlarda şahidi olduğum hayatlardan ne yazılar yazılabilirdi. Ve zamanla okuma alışkanlığım da kayboldu. Ya ruh halime uygun kitap bulamıyordum ya da gerçekten okuyamıyordum. Hakan Günday’ın “Kinyas ve Kayra” romanını okuyana kadar. Bir gün ne okuyabilirim diye internette bakınırken rastladım ve birkaç yorumdan sonra okumaya karar verdim.

Beni hayata döndüren roman diyorum. Çünkü kitabı okurken yeniden okuma alışkanlığımı geri kazandım. Hem de hakkında bir şeyler yazma gereksinimi duydum. Eğer bir kitap kendinden söz ettirebiliyorsa demek ki yazar iyi ya da kötü bir şeyler başarabilmiş, anlatabilmiştir.

Romanı çok beğendiğimi söyleyebilirim. Okuduğum bütün kitaplardan farklı bir havası var. Karakterlerin ve baştan sona kadar onların kendilerine özgün farklı düşünce selinin kattığı ağırlığa rağmen cümlelerin akıcılığından ve anlatının hafifliğinden dolayı herkes tarafından kolayca okunabilecek ruha sahip bir roman olduğunu düşünüyorum. Fakat yazarın karakterlere yüklediği duygu ve düşünceler herkes tarafından anlaşılabilir mi? Bu tartışılır.

Ayrıca her okunan cümle, paragraf kendinden sonra gelen fikri merak ettirme niteliğine sahip. Ve aslında kitabı akıcı kılan faktör bu. Bu merak duygusu bütün romanı kapsıyor.

Ama aklımda kitapla ilgili birkaç soru işareti var. Bilgi vermek için söylemek istiyorum. Roman üç ayrı kitap şeklinde yazılmış. Kitabın kahramanları olan Kinyas ve Kayra’nın yolları ayrıldıktan sonra hayatları birbirlerinden bağımsız devam ettiği için yazar her kahramanın kitabını da ayrı yazmak istemiş. Böylece roman Kinyas, Kayra ve Hayat, Kayranın yolu, Kinyas’ın yolu olarak 3 bölüme ayrılmış. Aklımda soru işaretleri yaratan konu da budur.

Romanın üç farklı kitap formatında yazılması aslında onu derli toplu yapıyor. Buna rağmen birinci kitapta bir Kayra, bir Kinyas düşüncelerinin art arda yazılması bu bölümü karmaşıklaştırmış. Mesela Kayranın düşüncelerini okurken bir sonraki cümlede artık Kinyas’ın düşüncelerine geçiş yapıyor ve o cümlenin sonuna varınca aslında Kayranın değil Kinyas’ın düşüncelerini okuduğumuzu görüyoruz. Bu da aslında kitabın nasıl akıcı olduğunu gösteriyor.

Ben kitabın üç bölümden değil de iki kitaptan oluşmasını tercih ederdim ve dolayısıyla da birincide olduğu gibi karakterlerin duygu ve düşüncelerinin art arda yazılmasını isterdim. Tabi kahramanlarının ayrıldıktan sonraki yaşamlarını ayrı bölümlerde yazması yazarın kendi tercihidir. Ama ikinci kitabın yalnız Kayra’ya ait olması ve sürekli onun düşüncelerini ve hayatını okumak bir süre sonra sıkıcı gelebiliyor. Bir yerden sonra sanki birinci kitaptaki dolgunluğu, yoğunluğu arıyorsunuz. Yalnız Kayra hakkında bilgi alırken aynı zamanda aklınız Kinyas’ta kalıyor, ne yaptığını merak ediyorsunuz.  Yarıda bırakıp Kinyas’ın kitabına geçmek istiyorsunuz. Ama yine de Kayra’nın kitabını da okuyup bitirme peşinde oluyorsunuz.

Şunu söyleyebilirim ki eğer bu kitabı okursanız aynı zamanda farklı ve karışık duygulara bürüneceksiniz. Mesela bahsettiğim gibi Kayra’nın düşünceleri yıpratır ama bırakamazsınız, devam etmek istersiniz. Aslında Kayra’nın kitabının ağırlığı biraz da onun kişiliğinden ve karakterinden kaynaklanıyor. Çünkü karakter olarak daha ağır basıyor, daha karmaşık ve insanüstü düşüncelere sahip. Kinyas ise Kayra’dan ayrıldıktan sonra daha ağır düşüncelerden ve insanüstü duygulardan arınıyor, daha hafifliyor.

Eğer Hakan Günday başta olduğu gibi romanın devamını da bir Kayra, bir Kinyas hayatı olarak devam etseydi kitap bu kadar farklı ve okunur olur muydu? Böyle formatta olup merakla okuduğum kitaplar da olmuştu. Hatta hemen hemen tüm kitapların formatı böyledir. Önce bir kahraman hakkında birkaç sayfalık, paragraflık bilgi verip, olayları yarıda durdururken okuyucuyu da aynı zamanda merakta bırakıp diğer kahramanın hayatına geçiyorlar. Ve bu sırayla devam ediyor.

Aslında bu da heyecanlandırıcı ve acaba ne olacak diye merak duygusu uyandırıyor. Ama Hakan Günday’ın da tekniği yeteri kadar merak etme duyusunu kabartıyor. Bu yüzden kitabın üç bölümden oluşmasını sevip sevmediğim konusunda emin değilim.

Bir tek Hakan Günday’ın kendi ismini romanında kullanma fikrini sevemedim. Mutlaka ek karakter olarak Türk yazar kullanmak istiyordu ise de başka bir isim yazmasını isterdim. Bence yazar romanı yazdıktan sonra tamamen ondan kopmalı ve kitabı okurla baş başa bırakmalı. Hakan Günday kendi ismini kullanarak her daim okurla kitap arasında bir yer alıyor. Bu durumda okur, yazarın ne anlatmak istediğini düşünmeye başlıyor. Oysa ki okur aksine ben ne anladım diye düşünmelidir.

Tabi yine belirtmeliyim ki bu yazarın kendi tercihidir. Bunlar sadece benim hissettiklerim ve söylemek istediklerim.

Kısacası eğer bu kitabı henüz okumadıysanız hemen başlamanızı tavsiye ederim. Kahramanların düşüncelerini okudukça bende olduğu gibi sizin de bazı doğrularınızı bulacağınızdan eminim. Ben Kinyas karakteriyle yeniden yazmayı öğrendim. Gerçekten de insan yazarken yazdıklarından arınıyor ve yazdığı şeyleri düşünmemeye başlıyor. Bence siz de deneyin.

Yazar: Aynur Nabiyeva

0 Comments

HIZLI İLETİŞİM

Bize bir mesaj gönderin; en kısa sürede cevaplayacağız.

Sending

©2014 - 2018 WebEditoryal

Log in

or

Forgot your details?