editor@webeditoryal.com

Mutluluk için Gereken Tek Şey: Bir Çift Ayakkabı

başarıya inanmak

Umuda Giderken

Daha önce hiç kendinizi yapayalnız hissettiniz mi? Çaresizliğe düştüğünüz, altından kalkamayacağınıza inandığınız korkunç geceleriniz oldu mu? Dünyanın kuralıdır bu, her zaman her şey mükemmel olamaz. Bazı zamanlar herkes ‘herkesleşir’ ve bir anda dünya katlanılması korkunç bir yer haline gelir. İnsanlar çok konuşurlar kimi zaman ve bizler duymak istemeyiz o tiz seslerini. Torba değildir ya ağızları.

Çekip gitmek için buralardan ne yeterli bir sebeptir bu! Sen tutunamıyorsundur bu dünyaya. Farklısındır, kime ve neye göre olduğunun hiçbir anlamı yoktur, farklısındır. Nefes alışın, yürüyüşün bile malzeme olmuştur en sevdiklerine (!).

Her gece yatmadan önce muhakkak o yarım saatlik ”yarın farklı bir gün olacak senfonisi” çalar kafanda ve yarın asla diğerlerinden farklı olmaz. Gün geçtikçe insanların kafasındaki profile oturamayan sen ve sana karşı bir oda dolusu sevdiklerin…

Geceleri uyumadan yapılan bu yarım saatlik karar aşaması her geçen gün karakterimize daha çok zarar verir aslında. Her gün alınan aynı karar ve bir türlü hayata geçirilememesi yıpratır insanı. İrademiz zayıflar, öfkemiz artar, herkesten ve her şeyden nefret etmeye başlarız. Ergenlik çağında ise bu tür hareketler normal karşılanır ama zaman ve yaş ilerledikçe bu ömür boyu sürecek olan bir ergenlik olarak çoğu insanın ışığını söndürür. Hayatın gerçeklerini kabul etmek, “bu benim kaderim” deyip bir köşeye geçip ölmeyi beklemek hiç de doğru bir şey değildir bence.

Hayatın en güzel dönemlerini zehirlenerek, odalara kapanarak, sabahtan akşama kadar televizyon izleyerek geçirmek, umutsuzluğun belirtileridir. Ağır bir hastalıktır kendileri. Ömürden ömür çalarak, yaşımıza yaş ekleyerek ve sanırım en kötüsü, saçımızı ‘siyahlarım’ ve ‘beyazlarım’ olarak ikiye ayırmamızla bizimle büyür. Bu aşamada dönüp problemimize bakarsak ve onu inkâr edersek, “hayır ben bu olamam” gibi trajik sahneler yaşarsak, hastalığımızın son noktasına gelmişiz demektir.

Gerçek Problemi Keşfetme Dönemi

Güçlü irade sahibi arkadaşlarımız, yapılan eleştirilere daha fazla katlanamaz ve kendisi hakkında düşünmeye başlar. “Herkes neden böyle diyor?” sorusu aklında şekillenir.

Çok mu kiloluyum? Boyum çok mu kısa? Temiz değil miyim? Kıyafetlerimin nesi var? Çok mu agresifim? Çok mu tembelim? Neyim ben? Bu insanlar neden böyle diyor? Bu ve bunun gibi birçok sorunla toplum maalesef ki bizi olduğumuz gibi kabul etmek yerine, bizleri dışlamayı tercih eder. Özellikle de problemimizin çözümü varsa…

Ailemiz, yakınlarımız da aynı şekilde düşünür aslında. Arkamızdan söylenen “Ya ne yapıyorsa kendine yapıyor, valla duba gibi oldu, anca yiyor sabahtan akşama kadar…” veya “müstahak ona kalsın sınıfta bu kadar da tembel olunmaz ki!” cümleleri ile yüzümüze söylenen “Canım ben senin daha iyisini yapabileceğini bildiğim için seni sıkıştırıyorum” cümlesiyle hiç de aynı anlamı ifade etmiyordu bence… En sonunda gerçekten kusurlarını görmeye başlayan ve artık kendini insanlardan soyutlayarak yaşayan biz buna bir “dur” deme kararı alırız.

Mutluluk için Gereken Tek Şey: Bir Çift Ayakkabı

Uzun süreli değil de bir anlık alınan o acayip karardan sonra kalan tek şey ise ‘inanmaktır’. İnsanoğlu geçmişten bugüne gelirken hep hayal etmiş, hep umut etmiş ve her zaman kalbinin sesini dinleyip Ay’a kadar gitmiştir. Gerçekten normal bir hayat istiyorsak eğer her şeyi bir kenara bırakıp günde en az yarım saat egzersiz yapmamız gerekir.

Ne olursa olsun bir hafta sonra anlayacağız ki dünya daha güzel bir yer haline gelmiş. Ve tabii ki su… O kadar güzel bir şeydir ki su, her yanımıza iyi gelir. Günde en az iki litre içilen su da kendimizi bulmak için en güzel yardımcılardan biridir.

Değişime iç-dış temizlikle başlamış oluruz bu şekilde. Günlük duş alarak, harika bir kahvaltıyla güne başlayarak da bazı şeyleri değiştirebiliriz. Sırtımızı dikleştirerek, vaktimizi düzenleyerek ve bir de gülümseyerek işte herkesi “vay be ne kadar değişmişsin” dedirtebiliriz. Çağımız problemi olan depresyonu işte bu şekilde hızlıca atlatabiliriz.

Yeni bir biz… Düşüncesi bile uzak gelirken bir sabah aynaya bakarken gülümsüyor oluyorsun. İnanarak dünyanın dönüşünü değiştiren biz, kendimizi mi değiştiremeyeceğiz Allah’ını seversen…

Adımlarımız sağlam olmalı, bir süre inanmalıyız, azimle, umutla “dünyayı bugün ben kurtaracağım” demeliyiz. Her gece değil de her sabah uyandığımızda “bugün dünden daha iyi olacak ve ben bugün hiç olmadığım kadar mükemmel olacağım” demeliyiz.

Unutmayın, bizi mükemmel yapan mükemmel hatalarımızdır.

O gün hedef koymalı ve hedefe koşmalıyız. Biliyorsunuz ki bize koşmak için gereken tek şey bir çift ayakkabı. Ayakkabılarımızın bir teki umut, diğer teki ise inançtır. Koşun arkadaşlar hiçbir şey için geç değildir asla unutmayın. Dünyayı her zaman kendine inananlar, herkesin umudunu yitirdiği zamanlarda umudunu kaybetmeyen insanlar kurtardı. Nerede ve ne kadar kötü durumda olduğumuzun hiçbir önemi yok. “Değişmek istiyorum” demekle değil “değişmekle” başlar, değişerek başarırsınız. Ayakkabılarınızı alın ve gelin, bir sonraki kulvarda sizi bekliyor olacağım…

Yazar: Ayşe Ağkurt

0 Comments

HIZLI İLETİŞİM

Bize bir mesaj gönderin; en kısa sürede cevaplayacağız.

Sending

©2014 - 2018 WebEditoryal

Log in

or

Forgot your details?