editor@webeditoryal.com +90 530 823 2324

Sınıf Kavramına Sınıflı Bir Bakış

özgün köşe yazıları sınıf kavramı

WebEditoryal yazarları arasında birbirinden farklı uzmanlık ve ilgi alanlarına hitap edebilen kalemler mevcuttur. Farklı web siteleri, dijital yayınlar ve basılı yayınlarınıza özel içerikler ve özgün yazılar için bir form doldurarak talepte bulunmanız yeterlidir. Dilerseniz bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sınıf Kavramı, Modernite ve Kapitalizm

Bir mücadele halinin göstergesi olarak, sınıf kavramını ele alış biçimi literatür açısından önemli bir yer tutmaktadır. Machiavelli’nin her şeyi kadın gibi [1] görmesindeki kompleks hal, sınıf kavramı için de geçerli görünmektedir. Bu kavramı örneğin Türkiye’de bir ideolojik okuma olarak İdris Küçükömer ele almıştır. Yine genel anlamda yazın incelendiğinde sınıf, daha çok, yapay bir ekonomik kategori olarak ele alınmış ve bu biçim de sınıfın yapısal bir soyutlamaya dönüştürülmesi gibi bir eğilimi ortaya çıkarmıştır. Sınıf meselesinin modernite kapsamında; ırk, cinsiyet, etnisite olarak adlandırılmasında ve sınıfın bir kimlik olarak tartışılması da bu bağlamda bahsedilen bakış açılarına eklemlenebilir. Kapitalizmin de maddi temeli ile birlikte sınıf konusu hem yapısal bir dönüşüm geçirmekte hem de bireyin kendini dönüştürmektedir.

Yanılsamadan Gerçekliğe Duyguların Sınıfı

Yapısalcı bir yaklaşım sergileyen Bourdieu ise nispeten alan yazındaki görüşlerden farklılaşarak ve sermayeyi de çeşitlendirerek “yapı” ve “özne” arasındaki ilişkiyi sınıf çerçevesinde tartışmıştır. Sınıfsal ayrımlar kendilerini yaşamın dinamiklerinde pratiklemiştir. Ceren Özselçuk da Bourdieu’nun açtığı yoldan ilerleyerek, sınıfın bir kimlik olup olmadığı sorusuna odaklanmış ve kesişimsellik kavramını açıklamıştır. Kimlikle ilgili tartışmalarda ise kimlik politikasının, olmuş-bitmiş ve sınır çizen bir şey olarak ele alınmasından ziyade bu politikanın içinde ve dışında yer alan ilişki biçimlerinin çekirdeğine bakmak gereklidir.

Sessiz varlığın iç çekişi olarak Marx da duygulardan bahseder çünkü kapitalizm artık sadece emeği değil duyguları da istemektedir. Sara Ahmed ise duyguları, para gibi devirdayımda olan bir şey olarak ele alır.[2] Ezilmenin de bir süreç olarak değil de bir yara olarak ele alınmasında ve sınıf kavramının bir şeylerin toplamında daha da ötede bir olgu olarak ele alan Ceren Özselçuk, yas kavramını üstesinden gelinebilecek bir duygu olarak somutlaştırırken, melankoliyi ise tutulmamış bir yas olarak konumlandırır. Sınıf mücadelesinde yara, travma veya melankoli biçiminde içselleşiyorsa ve tutulmamış bir yasa dönüşüyorsa artık üstesinden gelinemeyen bir şeye dönüşür. Yarayı yeniden işlemenin sonucu ise hınçtır.

Fethi Açıkel’e göre, modern dünyada başına kötü bir şey gelen mağdur özneler ya da sınıflar öncelikle bunu anlamlandırmaya çalışırlar ve bu anlamlandırma süreci sonucunda mağdur öznede ya da sınıfta oluşan intikam arzusu da hırs şekline bürünür. Melankoliye dönüşmüş olan kaybın politik rövanşı olarak hırs hissiyatı ise duyguların ket vurulmadan ifade edilmesindeki görece hareket özgürlüğünden ilerleyerek iddialarını güçlendirir. Buradaki mücadeleden doğacak olan şiddet ise, kapitalizme özgü toplumsal sorunların bir semptomu olarak görülebilmektedir.[3]

Yazar: Sevil Zengin

[1] Machiavelli özellikle kentlerin yapısını kadınların kimyasal yapısı ile betimlemektedir. 
Bu betimlemede apriorik olarak kadınların görece kompleks algılayış biçimlerine referans vermektedir.

[2] Ahmed, Sara, Affective Economies, Social Text, 2 (22), p. 121- 139.

[3] Ehrenreich, Barbara, Sokaklarda Dans, Versus Kitabevi, İstanbul, 2009.
0 Comments

HIZLI İLETİŞİM

Bize bir mesaj gönderin; en kısa sürede cevaplayacağız.

Sending

©2014 - 2017 WebEditoryal

Log in

or

Forgot your details?