Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır; Susma!

Topluma Ekilen Fitne ve Yozlaşma Tohumları

Her gün haberlerden veya sosyal medyadan kötü olaylar duyuyoruz. Hırsızlık, cinsel istismar, kadına
şiddet gibi pek çok başlığa ayırabiliriz bu haberleri. Çoğumuz bunları sadece sonuçlarına bakarak
değerlendiriyoruz. Aslında altlarında yatan çok fazla neden var, göremiyoruz.

Bir çocuğa edilen tecavüz haberi ile uyandım bu sabah. Henüz kendi kararlarıyla hiçbir şey yapamayan
küçücük bir çocuk… Bedenini kullanıyor bir adam o çocuğun. Bunu kendine hak görüyor. Verdiği
fiziksel zararın yanında o çocuğa ömrü boyunca yaşayacağı bir güvensizlik bırakıyor. Karakterinin
oluşmaya başladığı yaşlarda ona zalimliği öğretiyor. İnsanlığın ölmeye başladığını gösteriyor.

O çocuk büyüdüğü zaman ya o zalimliği seçecek ya da insanlardan kaçarak, yaşamaktan korkarak
geçirecek ömrünü. Küçük yaşta gördüğü bu cinsel istismar onu cinselliğe küstürecek belki de.
Evlenemeyecek, belki asla çocuğu olmayacak. Belki de küsmeyecek cinselliğe. Aksine onu hat
safhalarda yaşayacak. Bir başkalarına zarar verecek kadar uç noktalarda. İlki kendisi için zararlıyken
ikincisi hem kendisi hem toplum için zararlı bir durum. Her iki durumda da zarar görmüş oluyor. Bu
çocuğa bu zararı veren o adama zalimliği kim öğretti acaba?

İşte bu noktada çocuklara verilen aile içi eğitim söz konusu oluyor. Bizim çocuğu mutlu etmek adına
yaptıklarımız çocuğa zarar verebiliyor. Ona fark etmeden kötü fikirleri aşılayabiliyoruz. Size biraz
bunlardan bahsetmek istiyorum.

Aileden Başlayabiliriz

Bir çocuğu mutlu etmek adına onun her istediğini yapmaya çalışırız genelde. Mutlu bir çocukluk
geçirsin isteriz lakin bir çocuk her istediğini elde ediyorsa bu ona hayatı boyunca her istediğini
alabileceğini, yapabileceğini öğretir. Yaşı ilerledikçe arzularını gerçekleştirmek için elinden gelebilecek
her şeyi yapar. Bir kadını arzuladığı an onu elde etmek ister. Bir televizyonu istiyorsa onu bir şekilde
elde etmesi gerekir.

Bunları yaparken başvuracağı yollar onun kararı tamamen. Bu noktada verdiği kararlar çocukken verdiği kararlara benzer aslında. Ablasının olan çikolatayı ondan izinsiz yediyse ve anne-baba olarak biz buna ses çıkarmadıysak büyük ihtimalle bir hırsız yetiştiriyoruzdur. İlla bir şeyleri çalmasına gerek yok, hak hırsızlığı da buraya dahil.

Bu yüzden çocukların yetişme süreçlerinde onlara tam özgürlük vermek zararlı olabilir. Özgürlüklerinin
başkalarının haklarını çiğneyecekleri noktaya kadar olduğunu onlara öğretmemiz gerekiyor. Bu
yapılmadığı zaman büyük-küçük fark etmeksizin sorunlar ortaya çıkıyor. Çocukta bu durum bencillik
yaratıyor. Bir isteği olduğu zaman karşısındaki insanı düşünmeden hareket ediyor. Problemler burada
başlıyor ve büyüyor da büyüyor.

Verilen tam özgürlüğün zararlı olduğu kadar çocuğun kendini ifade edemeyecek kadar kısıtlanması da
karakteri yanlış şekillendirebiliyor. Uygulanan baskı sonucu korkuyor çocuk. Korkuyla birlikte özgüven
kaybı da başlıyor. Bu da bütün hayatı boyunca onu başarısız yapabiliyor. Alacağı kararlar konusunda
korkuyor. Birileri ona bir şey söylemeden hareket edemiyor çoğu zaman. Kısaca kurallara boyun
eğiyor ve hiçbir şeyi sorgulamıyor.

Korkmak yerine buna meydan okuyan çocuklar da oluyor. Baskının kalktığı noktada yıllardır kendi
kararlarını alamadığı için pek çok kararı düşünmeden veriyor. Denk geldiği her şeyi deniyor.
Uyuşturucu, sigara, alkol… Bu noktada özgürlük adı altında kendini harcıyor. Her iki türlüde bir hayatı
mahvetmiş oluyoruz.

Özgürlük kavramının dozunun ayarlanması kadar önemli olan bir diğer konu ise şiddet. Şiddet sadece
çocuklara değil her yaştan insana zarar verebiliyor. Özellikle çocukken kapatamayacağımız yaraların
açılmasına sebep olabiliyor.

Şiddet ve Korkuyla Büyüyen Masum Çocuklar Yarının Şiddet Uygulayıcıları Olmasın

Çocuğa uygulanan şiddet ileride pek çok şekilde kendini gösterebiliyor.

Çocuk korku ile büyüyor, ileride toplumla olan ilişkilerinde bu yüzden problem yaşamaya başlıyor.
Arkadaşlık ilişkisini bile ürkerek yaşıyor. Güvenemiyor. Güven duygusu zedelenmiş bir insan için hayat
çok zorlaşıyor. Öyle ki istediği zaman dışarı çıkma konusunda bile tedirgin olabiliyor.

Çocuk, nefreti öğreniyor. Ona karşı yapılan hataları affedemiyor. Bu ilerleyen yaşlarda o çocuğun katil
olmasına bile neden olabiliyor. Nefreti bilirsiniz, insanın gözünü karartan bir duygudur. O çocuk
böylesi bir duygu ile büyüyor.

Çocuk, öfkeyi görüyor. Öğrendiği en temel duygu öfke oluyor. Bir problemle karşılaştığı zaman onu
şiddete başvurarak çözüyor. Sinir krizleri geçiriyor, etrafına zarar veriyor. İnsanlarla olan ilişkilerini tek
tek zedeliyor. Psikopat dediğimiz insanlar işte böyle yetişiyor.

Şiddet sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda psikolojik olarak da uygulanabiliyor. Ailesinin
kavgasına maruz kalan bir çocuk şiddeti bu şekilde de öğrenebiliyor. Sürekli kavga gürültü içinde
büyüyen çocuklar huzurun ve sevginin tadını bilmiyorlar. İnsanlar bilmediği şeyi başkalarına
gösteremez.

Bu yüzden o çocuklar sevgisizliğe mahkum kalabiliyorlar. Sevmenin, sevilmenin tadını
alamıyorlar. Yalnız kalıyorlar, kendileri ile birlikte etraflarındaki insanlara da zarar vermeye yatkın
oluyorlar.

Boşanmaların ve aile içi şiddetin çoğu buralardan geliyor. İnsanlar birbirlerini yıpratıyor.
Çocukların eğitimi sadece aile ile kalmıyor, bir de işin içine toplum giriyor. Kültür bu konuda çok
önemli. Çocuklar toplum ile kaynaşmaya başladıkları andan itibaren toplumun kurallarıyla da
şekilleniyorlar.

Bu kültür çoğu zaman kendini toplum baskısı olarak gösteriyor. “El âlem ne der?” adı
altında başkalarının düşünceleri ile hayatımıza yön veriyoruz. Çocuklarımızı komşularımızın
beğeneceği şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz.

Çocuğa fikir sahibi olma hakkını vermediğimiz gibi onun üzerinde kendi fikirlerimizi bile es geçiyoruz. Çocuklar böyle bir yetişme çağı içinden sağ çıkamıyorlar haliyle. Başkaları için yaşar duruma geliyorlar. “Onun evi var, benim de evim olmalı.” diye başlıyor, “Onun evinden güzel bir ev almalıyım.” diye devam ediyor. Herkes ‘en iyi’ olmaya çalışıyor.

Bunu yaparken birbirlerini kırıp geçiriyorlar. Kim kimin hakkını yiyor diye bakmıyorlar. Onlar başarılı olmalı
ve bu başarı uğruna ezilen insan önemli değil onlar için. Hırsı öğretiyoruz onlara. Bu hırsı acımasızca
kullanmayı… O hırs önce bizi sonra onları öldürüyor içten içe.

Son olarak bugün haberlerde gördüğümüz ve kınadığımız o insanları biz yetiştiriyoruz. Onlara sapık
olmayı biz öğretiyoruz. Onlara psikopat olmayı, katil olmayı, kadına şiddeti biz öğretiyoruz.
Televizyonlarda izlediklerimizi o ekran başında ayıplayıp başka hiçbir şey yapmayarak ekranları
kapatıyoruz. Tepkimizi o an veriyor ve üzerini örtüyoruz hemen. Bunlarla ilgili ne yapacağımızı
düşünmemiz gerekiyor.

Bunlardan ders almamız, bu dersi de çocuklarımıza öğretmemiz gerekiyor.

Sessiz kalmamak, ekran başından veya sosyal medya üzerinden konuşmakla olmuyor. Harekete geçin,
susmayın!

Yazar: Ebru Ebrar Gündağ